7 Nisan 2008 Pazartesi

Alın size ILIMLI İSLÂM

TÜRBAN BAĞLAMAYAN BİR KADINA YAPILAN AŞŞAĞILIK SALDIRI ....

BUÜSTELİK BUNU MÜSLÜMANLIK ADINA YAPIYORLAR...

İZLEYİN VE İBRET ALIN..

BANA BİRŞEY OLMAZ DİYENLERİNİZ VARSA ,

TÜRBANA HALA DEMOKRATİK HAK GÖZÜYLE BAKAN VARSA

BİLİNKİ O DEMOKRATLAR !!!

SİZİN ONLARA GÖSTERDİĞİNİZ HOŞGÖRÜYÜ

SİZE ASLA GÖSTERMEYECEKLER.

HALA ILIMLI İSLAM TEHLİKESİZDİR DİYENİNİZ V

E HALA UYUYANINIZ VARSA

BELKİ BU İBRET VE DEHŞET GÖRÜNTÜLERİ

SİZİ KENDİNİZE GETİRİR.

(Hepsinin ellerinde kameralı telefon, iğrenç bir durum)

6 Nisan 2008 Pazar

Müjdat Gezen ayıp etmiş. Veya tribünlere oynamış... Şöyle:

Onun şöyle demesi lazım değil mi: "Tiyatro özgür bir sanattır. Devletin ödenek vermesi de yasa gereğidir. Yani Devlet Tiyatrosu iktidarın borazanı olmak zorunda değildir, ama halkın borazanı olmasında bir mahsur yoktur. Yönetmen oyunu öyle yorumlamış, o lafları da eklemişse, bunun genel müdürü var, genel müdür yardımcısı var, başrejisörü var, bölge müdürü var, o güne kadar bunların hepsi de seslerini çıkarmayıp bu eklemeleri uygun bulmuşlarsa, o zaman niçin bir turnedeki temsilden dolayı hükümetten uyarı geliyor diye birdenbire kendi sanatçılarınıza ceza veriyorsunuz? Niye hükümet yalakalığı yapıp hem kurumu, hem sanatçıları küçük düşürüyorsunuz? Ben de Devlet Tiyatrosu yönetimi ile ilişkimi kesiyorum. Yazdığım oyunları oynatmıyorum, beni yönetmen sayarlar da bir teklif gelirse, yönetmiyorum vs. Böyle tiyatro yönetimini protesto ediyorum, bunlar istifa edene kadar oraya adımımı atmıyorum vs." Oysa ne yapıyor Gezen, yasayla belirlenmiş hakkını kullanmıyor, alacağı anasının ak sütü gibi helal diye düşündüğümüz parayı, hükümeti kınamak için reddediyor (veya aşağıda göreceğiniz gibi, kriterlere uymadığı için bzaten öyle bir hakkı yok) ve saptırma bir haberle günlerdir basında yer alıyor. Bakın, Müsteşar bir iki gün önce şöyle birşeyler demiş bir gazeteye: "O paralar, kriterlere uygun prodüksiyonlar için verilir. Müjdat Gezen komisyona şu zamanda çıkaracağım diye vaat ettiği oyunu zamanında çıkaramadı, o yüzden bu parayı alması zaten mümkün değildi." Haydi bakalım... Müsteşar mı olayı saptırıyor, yoksa Müjdat Gezen mi saptırıp ucuz kahramanlık yapıyor?
Ayrıca ihtiyacınız mı vardı sayın Gezen bu güne kadar neden "yardım" konusunda tavır alamadınız devletin yardım yerine tiyatronun üzerindeki siyasal baskıları kaldırması ve tiyatroyu rahat bırakmasını savunmadınız ve yıllarca ulufe almaya devam ettiniz...
Bu tıpkı Yıllar önce Levent Kırcanın açlık grevine benziyor.. Onlarca yıldır bu ülkede tiyatrolar üzerinde devlet baskısı olmuş.. Tiyatrocular potansiyel suçlu muamelesi görmüş oyun sergilemek için verdikleri bilgilendirme dilekçeleri valilikler tarafından ilgili müdürlüğe yani kültür müdürlüğüne havale edileceği yerde emniyet müdürlüğü terörle mücadele masasına havale edilmiş.. Hala polis vazife ve selahiyetler kanununda "bar,pavyon,tiyatro ve genelevlerde çalışanlar süfli işler yaptıklarından kadınlarının çalışma karnesi taşıma mecburiyeti vardır" gibi son derece onur kırıcı maddeye rağmen bu güne kadar yapılan tüm bu baskılar konusunda sessiz kalmış kendisinin çadırındaki oyuna sansür uygulanınca açlık grevine girmişti... elbette destek görmedi ve ertesi gün ilgisizlik karşısında grevden vaz geçti...
Bu bana dokunmayan bin yaşasın mantığından bir geçebilseniz....

NURCULUK DENEN SAYIKLAMA


YAZI MİLLİYETÇİ BİR SİTEDEN ALINTIDAIR... BUNU YAZAN BİR TÜRK MİLLİYETÇİSİ...
gÜZEL YAZMIŞ DOĞRUSU OKUMAYA DEĞER İŞTE NURCULUĞUN ASLI....

risalelerinde ATATÜRK”e açıkça hakaret eden Atatürk e deccal diyen;Kürt Said,Dedesi şeyh said isyanını çıkarıp ülkeyi bölmeye kalkan şahıstır.Asıl amaçları Türkiye yi ele geçirip Kürt merkezli bir şeriat devleti kurmaktır......
Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir. Daha zekasının pek iptidaî olduğu zamanlardan beri, insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. Zekanın ve bilimin yükselmesiyle dinler de yükselmiş, tek Tanrılı dinlerle dinler çağı kapanmış, din uğruna yapılan korkunç savaşlar ve kırgınlıklardan sonra medeni dünyada din, fertlerin vicdanına sığınmış, bir kanaat olarak saygıdeğer bir yer kazanmıştır. Artık medeni insanlar arasında din tartışması yapılmıyor. Dinler hakkında avamî yazılar değil, ancak bilginlerin etüdleri yayınlanıyor. Medenî insan, başkalarının dini inancına saygı gösteriyor. Kimseyi propaganda ile kendi dinine çağırmıyor.Türkiye'de bir zamandır dine karşı takınılan yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır. Mabedsiz şehir kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline getirileceğini düşünememiştir. Cumhuriyetin başlarında, artık görevi ve faydası kalmamış Arapçı ve Arapçacı softa takımı tasviye olunurken, milletin manevi ihtiyacı düşünülerek asrî din adamları yetiştirecek özlü bir din okulu açılsaydı, bugün il ve ilçe merkezleri, doktor payesine erişmiş din adamları ile dolar, bunlar köyleri de kontrol ederek yobazlığa engel olur ve İstanbul gibi şehirde çatalı ve radyoyu haram eden beyinsizler halka vaaz edemezdi.Mabedsiz şehrin ilk yemişi Ticanîlik, onun olup kurtlanmışı da Nurculuk oldu.Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen Nurcular, Nur risalesi talebeleri kimdir? Aralarında avamdan aydına kadar, mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu Nurculuk, "Saîd-i Nursî" adında cahil bir Kürdün peşine takılmış cahil bir sürü, Nur risalesi talebeleri de Saîd-i Nursî'nin o çetrefil ve cahil Kürt Türkçesiyle yazdığı risaleleri atom fiziği ve Einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır.Saîd-i Nursî denilen adam, eskiden Saîd-i Kürd-î diye bir takım risaleler yayınlayan, Türkçe bilmez, daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten âciz, Şafiî mezhebinden bir Kürttür. Mütareke yıllarında İstanbul sokaklarında millî Kürt kılığı ile dolaşarak caka yapmıştır. Bu cakacı Kürt kendisine "Bedîüzzaman" demekte, müridleri de bu adı bir övünçmüş gibi kullanarak şeyhlerini bu adla ululamaktadır. Bedîüzzaman, "zamanın harikası" demektir. Kürt Said cidden zamanın harikasıdır. Yirminci yüzyıl gibi bir zamanda bu bilgisizliği ve iptidaîliği ile ortaya atılmakta gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da onbinlerce, belki yüzbinlerce Türk'ü ardına takmakta gösterdiği başarıyla gerçekten zamanın bir harikasıdır.Zamanın bu harikası, bu Kürt Said, aslında bir Kürt milliyetçisidir. Nasıl Moskofçular Türk milletini yıkmak için ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını benimsemiş görünüyorlarsa, Kürt Said de ortaya Müslümanlık ve kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor. Kürtçülük davasını açıkça güdemiyeceği için, Türkçülüğü yıkacak ağuları Müslümanlık ve Nurculuk diye ileri sürüyor. Müritlerine veya kendi tabiriyle Risâle-i Nur şakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. Çünkü evlenip çocuk sahibi olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olma ihtimali varmış. Tabiî, dağdaki Kürdün bu büyük ve ilâhî buyruktan haberi olamıyacağı için, o evlenecek ve Kürtler çoğalacak. Herkesin sözüne inanan saf Türkler ise, büyük mürşidin buyruğu ile evlenmiyecek, böylelikle Türk soyu azalacak ve Kürt Şeyh Said'in 1924'de yapamadığını, Kürt Molla Said (yani Bedîüzzaman) kırk yıl sonra yapmış olacak.Kadını şeytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak eden dinin, Zerdüşt dini olduğunu bilmeden koyu Müslümanlık adı altında bir nevi Mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu beyinsizler sürüsüne ne demeli? Urfa'daki mezarının bir baş belası haline gelmemesi için, söylentilere göre, General Mucip Ataklı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak Kürt Said'in oradan uçtuğuna inanacak kadar şuursuz olanlara ne denebilir? Millî talihsizlik, akıl hastanesi kliniklerinde yatması gerekenlerin halk arasında dolaşmasındadır. Ciddi tedbirler alınmazsa, bu dinî cinayet daha yıllarca sürecektir.Nur risalesi (kendi tâbirleriyle risale-i nur) denilen sayıklama kitapları pek çoktur. Beyni örümceklenmiş zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak, yahut şapirografi veya taşbasmasıyla çoğaltarak onbinlerce satarlar. Bunu satmak için kasaba kasaba, köy köy dolaşan Nurcular vardır. Bunları satarak sevaba girerler. Sözde Türkçe olan bu sayıklama kitapları, Kürt hamalların fikir seviyesinde yazıldığı için, kimse birşey anlamaz. Anlamadığı için de, onda gizli hikmetler, yüksek gerçekler olduğu kuruntusuna kapılır.Bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da bir tane yollamışlardı. Kendimi zorlayarak okuyabildiğim bir tanesinde, Kürt Said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu.İşte, aşağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis ve avukatın da şeyhi, pirî olan, kendisinden "efendi hazretleri" diye söz ettikleri Kürt Said'in seviyesi budur.Fizikten, titreşimden haberi olmayan, müsbet bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz, radyo hakkında ancak bu kadar düşünür. Fakat bilgisizliğini de anlamaktan âciz olan o kara cahil, bu katmerli bilgisizliğine bakmadan, Türkler aleyhinde hüküm çıkarmaktan da geri kalmıyor. Nur risalelerinin birinde, Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi "akvâm-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler) olduğunu yazmıştı. Sevsinler medenî Kürdü!... Özbek, Kırgız ve Tatarlar arasında okuyup yazma nisbeti % 90'dır ve aralarında atom bilginleri de olmak üzere her bilim dalında yüzlerce bilgin ve uzman bulunmaktadır.Kendisini Nurculuğa kaptırmış olan bir avukatla geçen yıl aramda küçük bir konuşma olmuş, Kürt Said'de ne bulduğunu kendisinden sormuştum. "Kuran'ın en güzel tefsirini yapmıştır." diye cevap vermişti. Bu genç avukat eski yazıyı bilmiyor, Kuran'ın şimdiye dek en büyük İslâm bilginleri tarafından üç İslâm dilinde yapılan tefsirlerinden habersiz bulunuyordu. Bunu kendisine boşuna anlatmaya çalıştım. Bir kere çileden çıkmış, aklın ve mantığın dışına uğramıştı. Bir safsataya inanla uğraşmak neye yarar? Bugün devlete düşen görev, bunun sebeplerini arayıp bularak tedavisine gitmektir.Bana göre Tîcânilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur. Tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu faydasız ve zararlı şeyleri yemesi gibi, bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur cubur düşüncelere kurtarıcı diye yapışıyorlar. Çünkü insanlar bir fikre bağlanmaya mecburdur. Bu istidat insanlığın mayasında vardır. Bunu hiçbir kuvvet önleyemez.Türkiye'de gerçek ülkü olan Türkçülük türlü bahanelerle baltalanmasa, gerçek Türkçü olan eski "Milliyetçiler Derneği" 1953'de kapatılmasaydı, bunlara gelişme imkanı verilseydi, bugün memlekette partiler üstünde, gayet ateşli ve şuurlu bir milliyetçi topluluk bulunacak, hükümetler güç durumlarda bunlardan yardım isteyebileceklerdi.Türkçülük insanlara hiçbir vaitte bulunmuyor, maddi veya manevi birşey vermiyor. Yalnız istiyor... Fedakarlık ve feragat istiyor. Nurculuk ise cennet va'dinde bulunuyor. Ebedî saadet, cennette köşkler, yemekler, huriler va'dediyor.... Kafası işlemeyen, hatta aslında materyalist olanlar tabiî Nurculuğu seçecektir. Netekim bunu kendileri de söylüyor "Türkçülük mezara kadar... Ondan sonra ne olacak?" diyor... Tabiî ondan sonrasını kendilerine Kürt Said hazırlayacak.Kürt Said'in 1327 ( 1909 ) yılında, İstanbul'da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış bir eseri vardır. Adı: "İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î" dir. Kendisinin Saîd-i Kürd-î Yani Kürt Said) olduğunu tastik ettiği bu eserde, eserin muharriri diye de kendisini "Bedîüzzaman" diye taktim etmektedir. Eserin tâbii, yani editörü de "Kürdîzade Ahmed Ramiz" dir. yani dört başı mâmur bir eser. Bu 48 sayfalık eserin "hâtime" kısmı (44-48. sayfalar) Kürt Said'iin içyüzünü göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir. Bunun aynen alıyor ve ağdalı bir dille yazıldığı için açık Türkçeye çeviriyorum: Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. ( Soydaşlarıma burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik kalır.)Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!... Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz. ( = Ey Asurlular ve Ahemenidlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Beşyüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vhşet sahrasında yağma edecektir. İlâhi hikmet denilen âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün âleme dalbudak salan Tanrı'nın nurlu kanununun kurucusu olan ilâhî hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış size emrediyor ki: Ayrılık, gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumî ve millî cazibe teşkili ile Kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek İslâm ve Osmanlı şevket güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumî ahengi muhafaza ediniz.)***Görülüyor ki Kürt Said, zavallı Kürtlere eski Asur ve İran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak kadar koyu bir Kürt milliyetçisidir ve çapraşık acemî ifadesiyle Kürtleri Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye çağırmaktadır. Bunun hiçbir tevili, tesfiri yoktur. Beyninde ve gönlünde kötü düşüncesi olmayanlar, bu açıklıktan sonra onun bir İslâmcı değil, bir Kürtçü olduğunu kabule mecburdur.Bundan sonrasını, zaten anlaşılmaz ve bozuk ifadeli metinden sıyırarak yalnız tercümesini (evet, bu kelime yerindedir) vermek suretiyle okuyucuları boşuna yormaktan alıkoyacağım. Bundan sonra Kürt Said şöyle diyor:Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriata dayanmış olan hürriyet sultanı yüksek sesle sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için "fen, sanat ve silâh başına, ileri arş" emrini veriyor.Hakikat denilen tabakalar altında örtülü ve mahpus kalmış ve istibdadın yok edilmesiyle omuzu üstünde olan cehalet ve gafletin hafiflemesi sayesinde harekete gelip kalkmaya teşebbüs etmiş bulunan hakikatler habercisi, size her cihetle haber veriyor ki, mahiyetinizde kaderin ektiği istidatları ve mukadderatınızı fiile çıkaran ve kavmi mahiyetinizde saklanmış olan seciyenizi maarifin hayat suyu ile sulamanın vaktidir. Yoksa kuruyup çürüyecektir.İhtiyaç denilen, medeniyetin babası ve ilerlemelerin kurucusu olan üstad, sillesini kaldırmış, size hükmediyor: Ya hayat ve hürriyetinizi bu vahşet sahasında yağma ettireceksiniz, yahut medeniyet alanında fen ve sanat balon ve trenine binerek istikbali karşılayacak ve olgunluğun Kâbesine koşacaksınz.Milliyet denilen mâzi derelerinde, hâl sahralarında ve istikbâl dağlarında çadır kurmuş olan Rüstem-i Zâl ve Selâhaddin-i Eyyubî gibi, herkesi başkasını haysiyet ve şerefiyle şereflendiren ve yüksek duyguların timsali olan milliyet fikriniz size kesin emirle emrediyor ki, her biriniz umum bir milletin hayatının mâkesi, saadetinin koruyucusu ve bütün milletin müşahhas misali oldunuz. Şimdiki gibi bir şahıs değil, bir millet kadar büyüyeceksiniz. Zira, maksadın büyümesiyle himmet de büyür ve millî hamiyetin galeyanıyla ahlâk da yükselir.Kavimlerin saadetinin sebebi olan ve millî hakimiyeti temin ile hayat makinesinin buharı olan hürriyetteki cüz'i iradeyi istibdadın söndürmesinden kurtaran ve şer'î meşveretin mayasıyla mayalandıran meşru meşrutiyet, sizi imtihan meclisine davet ediyor. Erginlik çağına vardığınızı ve vâsîye ihtiyacınız olmadığını görmek istiyor. İmtihana hazırlanınız. Varlığınızı birleşerek gösteriniz. Millî hamiyet ve şahsî fikir ve vicdanınızı milletin müşterek kalbi ve aklı gibi gösteriniz. Yoksa sıfır alacaksınız ve hürriyet şahadetnamesi elinize verilmeyecektir.Mâzide dağınıklığınıza sebebiyet veren birinizdeki bencillik fikri şimdi istikbalin medeniyet saadethanesinde icad fikrine, şahsî teşebbüse ve hürriyet fikrine inkılâb edecektir. Hattâ diyebilirim ki, başkalarının sükûtî medreselerine nisbetle sizin gürültülü olan medreseleriniz bir ilmî mebuslar meclisini gösteriyor. İmam arkasında fatihalar okuduğunuz zamandaki semâvî ve rûhânî vızıltılarınızda, mezhebî ve kavmî mahiyetinizdeki istidat, meşrutiyet sırrına kaderin bir îmâ ve nişanı vardır."İnsan için çalışmaktan başka yol yoktur" sözünün öteki ifadesi, şahsî teşebbüstür. Her kemâlin kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve millî namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında millî namusu çiğnetmeyiniz. Millî duyguların mâkesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bununan diliniz, tûbâ ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstatken, böyle kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden millî hamiyete şikâyette bulunuyor. İnsanda kaderin sikkesi sikkesi lisandır. Anadil tabiî olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. Zihin çatallaşmaz, O zihne giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş gibi bâki kalır. Millî dille görünen herşey hoş gelir. Millî hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil Hayâlî Efendi'dir. Millî hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elifbe, sarf (gramer) ve nahvini (sintaksını) vücuda getirmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine ratgeldiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır.İşte bu zat bir hamiyet örneği göstermiş ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. Onun izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum.Bedîüzzaman Saîd-i KürdîKürt Said'in tam bir Kürt milliyetçisi olduğunun bu yazıdan daha kesin bir tanığı olamaz. Böyle olmayıp da, yalnız geri kalmış Kürtleri kalıkındırmak amacı gütseydi, onlara "Bilgi sahibi olun" demekle yetinir, medeni ve ebedî Türkçe dururken, millî dil diye kaba ve iptidaî Kürtçeyi tavsiye etmezdi. Meşrutiyetin memlekette yaptığı sarsıntıdan ve otoritenin zaruri gevşemesinden faydalanarak, Türkiye'yi parçalamak ve kendi cemaat gayelerini gerçekleştirmek isteyen Hıristiyan tebaalar gibi, bu müslüman kardeş de İmparatorluğun bütün yükünü ve çilesini çekmiş olan Türkleri vurmaya çalışıyor. Kendilerine tarih ve şeref uydurmak ihtiyacında olan bütün iptidaî cemaatler gibi, roman kahramanı olan Zâloğlu Rüstem'i ve ancak anası Kürt olan Selâhaddin Eyyubî'yi Kürt kahramanı diye ileri sürüyor. Kürtlerin mevhum meziyetlerinden bahsediyor. Kısacası, onlara devlet kurdurmaya çalışıyor. Tabiî devletin buna müsaade etmeyeceğini anladıktan sonra, Saîd-i Kürd-î adını Saîd-i Nursî yaparak ve Nur risaleleri diye cehlin ve taassubun örneği olan karalamalar düzerek, bir din mürşidi gibi ortaya çıkmaya başarıyor.Bizim için şaşılacak nokta, onun şu veya bu davranışı değil, onbinlerce, belki yüzbinlerce gafil Türk'ün, bu cahil Kürd'ün arkasından gitmesi, onun cahilâne ve hâinâne öğütlerine körü-körüne boyun eğmesidir.Şimdi bu gafil Türklere hitap etmek istiyorum:Siz, Türk ve Müslüman mısınız? Türkseniz, hangi sebeple cahil bir Kürdün ardından gidiyor, onun telkinleriyle kendi ırkınızı, kendi dilinizi hor görüyorsunuz? Aranızda "Türkçe de dil mi?" diyen ahmaklar, resmî dilin Arapça olmasını isteyen hainler var. Siz ne biçim Müslümansınız ki, cahil bir Kürd'ün telkini ile evlenmeyi lanetliyor, dinsiz çocuklar yetişir de günaha gireriz diye bekâr kalmaya azmediyorsunuz? Putperest olduğunuzun farkında değil misiniz? Bir cahil Kürd'ün sakalını, tırnaklarını, abdest aldığı suyukutsal emanetler gibi saklamak hangi Müslümanlığın, hangi insanlığın, hangi temizlik kaidesinin, hangi şuurun işidir? Uyanın! Radyoyu melekle açıklamaya kalkan bir budalanın müridi olarak eşe dosta, dosta düşmana karşı gülünç olmayın. Müslümanlık, temeli atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş bir dindir. Onun yeni baştan açıklanması için Kürt Said gibi maskaralara ihtiyaç yoktur.Bana bu yazıyı yazdıran, Trabzon'dan yollanan acayip bir nesne oldu. Çok küçük boyda, 8 yapraklık bir broşür olan bu nesne, hangi basımevinde basıldığı belli olmayan bir Said-i Kürd-î reklamıdır. Gönderen, O. Nuri Kurt adında tanımadığım birisidir. İçinde Kürt Said'in sayıklamalarından parçalar var. İkinci yaprağın ikinci yüzündeki şu hezeyana bakın:"Aziz, sıddık kardeşlerim:Siz kat'î biliniz ki, risâle-i nur şakirtlerinin meşgul oldukları vazife rûy-i zemindeki en muazzam mesâilden daha büyüktür."***Evet! Sizin vazifeniz cidden büyüktür. Haçlıların, bozuk iradenin, azınlık ihanetlerinin yıkamadığı Türkiye'yi cehaletiniz, gafletiniz ve hamakatinizle yıkacaksınız. Türklüğü inkâr ederek, şeriati Anayasa ve Medenî Kanun durumuna getirerek, evlenmiyerek, yalnız kalan kadınları evlere tıkarak, eski yazıyı getirip Arapçayı resmi dil yaparak, İslâmiyetten önceki tarihimizi küfürdür diye kitaplardan kazıyarak Türklüğü yıkacaksınız. Bunu yaparken, ölü Stalin'le, sağ Makaryos'un müttefiki olduğunuzun asla farkında olmıyacaksınız. Müslüman geçindiğiniz halde Peygamber'in "Evlenip çoğalınız" anlamındaki hadîsini hiçe sayarak, Kürt Said'in evlenmemek hususundaki hezeyanlarına baş eğmekle kimin ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında olmıyacak kadar acınacak yaratıklarsınız.Neymiş o sizin meşgul olduğunuz büyük vazife? Bir odaya kapanıp Kürt Said'in hezeyanlarını okuyarak kendinizden geçmek mi? Bu zavallı ve gülünç halinizle siz, aslında ruhî tababetin ve marazî ruhiyatın konusu olabilirsiniz. Kendisi genç ve güzel bir kadın olduğu halde, ihtiyar, çirkin ve kör bir zenci ile evlenen Amerikalı artist gibi anormal zevk sahipleri dünyada seyrek görülen nesne değildir. Sizinki de kendi içinizde kalsa, Türklüğün aleyhine yönelmese, belki böyle sayılabilir. Fakat Cennet va'di ile gafilleri avlıyor, onların milli duygusunu yıkıyor ve Türklükten ayırıyorsunuz. Araplarla aramızda bir dâva oldu mu, mutlaka Arapları haklı buluyorsunuz. Türk - Arap savaşı olursa, "Din kardeşime silâh çekmem" diyorsunuz.İşte, sizin üstadınızın kimliğini kendi yazısıyla gösterdim. Onun bir Kürt milliyetçisi olduğu apaçık ortaya çıktı. Bu açıklamadan sonra, gerçeği kabul edip de Türklüğe dönerseniz, hoş... Yine eski sapıklıkta inat ederseniz, sizin vicdanınızdan şüphe etmeli...

5 Nisan 2008 Cumartesi

HARAMİLERİN SALTANATINI YIKACAĞIZ... TODER'DE GENEL KURULA...



SEVGİLİ ALPER KORKMAZ’IN GURUBA YAZDIĞI YAZI ÇOK ANLAMLIYDI ONA VE ÖZELLİKLE DE GURUBUN TAMAMINA BU YAZIYI YAZMA GEREĞİ HİSSETTİM… GÜN BİRLİK OLMA GÜNÜDÜR GÜN MÜCADELE GÜNÜDÜR…

“Eskiden güzel tiyatro oyunları olurdu ailece giderdik.şimdi bakıyorum tiyatrocu diye lanse edilen kişiler ve senaryolar hep belden aşağı ve ucuz küfür edebiyatı üzerine yoğunlaşmış.ailemle çok istediğim halde tiyatroya gitmeye korkuyorum.çünkü orada çocuklarımın küfürlü ve argo kelimeler duymasını istemiyorum.aslında anlatacak çok şey var ama neyse..siz tiyatrocular ;işinizi düzgün yapsanız akp ye ihtiyacınız kalmaz,gerekli finansı kolayca elde edersiniz zaten..birilerini suçlu göstereceğinize silkinip kendinize bakın...yaptığınız işin tek ilacı sizsiniz...işinizi iyi yapın.” Diyor Alper KORKMAZ

Ağzına sağlık Alper arkadaşım... Eskiden ne güzel tiyatro oyunları vardı giderdik demişsiniz... 12 eylül darbesi bu ülkenin üzerinden silindir gibi geçti.. 12 Eylül öncesinde tiyatro altın dönemini yaşadı ve çok tiyatro ve birbirinden güzel oyunlar sergilendi çokta iyi oyuncular yetişti. 80 sonrası bu nitelikli insanların bir çoğu tiyatro yapmanın koşulları olmadığı için yapamadılar...

Tiyatro yapmanın koşulları niye yoktu? Sanat özgür ortamlarda gelişir.. 12 Eylülle beraber bir kere tiyatronun Anadolu ya ulaşmasında köprü vazifesi gören dernekler kapandı.. Tiyatro Anadolu ya ulaşamaz oldu ve yavaş yavaş kalk sanatından koparılmaya başlandı. Yasaklar ve sansür nedeniyle de tiyatro yapmak zorlaştı. Bu süreçte aklı başında oyunlar sergileyebilecek olanlar bu işin koşulları olmadığı için ve tiyatroyu sadece karın doyurma aracı olarak görmediklerinden. İşlerine saygısı olan ve sanatçı titri olan insanlar yapmamayı yeğlediler..

Tiyatro yapmaktan başka bir yeteneği olmayanlar.. Israrla bu işi sürdürmek istediler elbette tiyatronun da yaşaması lazımdı.. Ama düzene uymasalar ve direnerek yapsalardı belki de bir takım bedeller ödeme pahasına tiyatroyu yaşatacak ve ayakta tutacaklardı. Öyle olmadı 80 den sonra ya yaptıkları işin içini boşalttılar yada yardım tiyatrosu olmayı seçip 80 den sonra devletin dağıttığı ulufeden nemalanmak adına az kadrolu oyunlar sergileyerek devletten aldıkları paraları repolarda değerlendirme yolunu seçtiler.

Bu süreçte gerek tiyatroda oyun anlamında vede yeni insan malzemesinin yetişememesi yüzünden oyuncu anlamında ciddi bir gerileme ve entelektüel seviyenin azalması gözlenmeye başladı.. Yanına üç beş kişi toplayan ben tiyatroyum diye ortaya çıkmaya başladı.. Ve zaten kurumlaşma sıkıntısı olan tiyatro kurumlaşamadı. Kurumlaşamamakla beraberde kendi özgün kuramını da üretemedi.. Popülizm hakim olmaya başladı... Ya popüler kadrolarla popüler prodüksiyonlar yapıp tiyatronun metalaşmasına hizmet edeceksiniz yada yaptığınız işin içini boşaltacaksınız.. İkisinden biri dayatıldı.. Tabi birileri hemen işin kolayını buldular ve kimin ekmeğini yersem onun borusunu çalarım babından borazancılık yapmaya başladılar... Karınları doydu belki para kazandılar ama tiyatroculuklarını kaybettiler.

Ben bu konuda söyleyecek ve yazacak çok şeyi olan bir insanım... Tiyatro adamıyım... Her türlü platformda da saatlerce tartışabilirim... Ama tartışacağım insanlarla aynı düzeyde ve aynı düzlemde değilsem tartışmam.. O yüzden bunlar benim son cümlelerim olacak... Tiyatronun sorunları yada tiyatronun dünü bu günü yarını gibi bir gurup yada platform olabilirse orada en demokratik bir biçimde üslubunuzu ve tarzımızı koruyarak tartışabiliriz.. Bence bunları konuşmanın sorgulamanın ve tartışmanın zamanı geldi de geçiyor bile... Öncelikle belki oturup kavramları yeniden konuşabilir ve kavramlar üzerinde netleşebiliriz. sanatçı kavramını ve tiyatronun ne olduğunu öncelikle konuşalım bence..


Evet önce kendimizi sorgulamalıyız.. Kabahatin çoğu bizim.. Biz buraya bağcıyı dövmeye gelmeyelim.. bağa sahip çıkalım bu güne kadar örgütümüze sahip çıkamadığımız için bizim bıraktığımız boşluğu birileri doldurdu.. Sahip çıkalım... bağcıyı bırakıp bağı işgal edelim ele geçirelim sahip çıkalım.. Bu emektir bu kavgadır.. Gelin arkadaşlar kavgamızı genel kurulda yapalım ve TODER 'i genel kurula götürelim.


Tiyatroya seyirci gelmiyorsa seyirciyi suçlamak ve halk tiyatroya ilgisiz demek yerine şapkalarımızı önümüze koyup düşünmeliyiz.. Hangimiz 12 eylülden sonra tiyatro yapabildik... Yada yapılanların kaç tanesi tiyatroydu.. 80 den sonra çok yaygın ifadeyle her şey merdiven altlarında üretilir oldu buna tiyatroda dahil... Oyuncusu dekoru ışığı idare yeri olmayan kurumlaşamamış... Bireysel çıkarlara hizmet eden işlerin kaç tanesi tiyatroydu.. Neden hep seyirciyi suçluyoruz seyirciye ne verdik onun önüne sürüp te tiyatro diye adlandırdığımız şeyin tiyatro olmadığını bakın arkadaşım ne kadar güzel ifade etmiş "eskiden tiyatrolar vardı güzel güzel oyunlar oynanırdı" diyor.. Evet Tiyatro eskiden VARDI... Şimdi de ve her zaman var olacak..
RAMP IŞKLARIMIZ SÖNMESİN.. SPOTLARIMIZ HER ZAMAN YANSIN..
ÇÜNKÜ ONLAR EN ÇOK TİYATRO SPOTLARINDAN KORKARLAR…


Yunus Emre güzel bir deyişle anlatmış bunu...
"HALKI TANEYLEMEK NEMİZ BİLCÜMLE VEBAL BİZDEDİR...
Ve açsak, yorgunsak, Alkan içindeysek eğer Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak Kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim.Nazım Hikmet

Sayın Nedim Saban'ın istifasını da yerinde bulmuyorum. Bu işin kolayını seçmek yada kavgadan kaçmaktır.. Hayır arkadaşlar biz kalıp adam gibi dövüşeceğiz.. GENEL KURULDA...Şimdi yapılacak şey üye olmayanların üye olmaları üye olanların üyeliklerini tazeleyerek derneği genel kurula götürecek çoğunluğu sağlamaktır... Üye olma işlemleriniz için Ali Yaylı gereken yardım ve kolaylığı gösterecektir... EMEKÇİLER ELELE GENEL KURULA... MEVZİ SAVUNMASI YAPACAĞIZ VE TODERİ GERÇEK SAHİPLERİ TİYATRO EMEKÇİLERİ KAZANACAKTIR...

Ve açsak, yorgunsak, Alkan içindeysek eğer Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak Kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim.Nazım Hikmet

Bir diriye bağırsaydın elbette duyururdun,Neylersin ki,senin bağırdığındaHayattan eser yok.Yok mu gerçekten hiçbirinizde hayattan eser? Boşa mı gitti gerçekten de çağrım?Kaldır başını kan uykularındanBöyle yürek, böyle atardamar Atmaz olsun.Ses ol, ışık ol , yumruk olKarayeller başına indimeden çatını
(yada kara eller geçirmeden başına çarşafı)Sel suları bastığın toprağı parça parçaAlıp götürmeden denizlere
(yada babalar gibi satmadan ellere)Çabuk ol.Yollar kesilmiş, alanlar sarılmışAlıcı kuşlar fırıl fırıl tepende.Benden geçti mi demek istiyorsun,Aç iki kolunu iki yana;Korkuluk ol.Rıfat ILGAZ.Sen dokuz şubat ta Sıhhiye de olmayan, sen kan uykusundaki, yaptın mı tercihini korkuluk musun? Yoksa ses mi, ışık mı olacaksın? Olacaksan artık ne zaman olacaksın? Devrim muhafızları kapına dayandığında mı? Elini taşın altına sokmanın zamanı geçeli on yıllar oluyor hala uzatmayacak mısın parmağını? Sen değilse kim, şimdi değilse ne zaman? Hala eksi 30 derecede mermi altında, kar üstünde vatan savunan askerden mi bekleyeceksin her şeyi, yada namlu ucunda adalet dağıtıp, rejim kollayan bir avuç hakimden mi? Hani Sıhhiye ye kadar gelme zahmetine katlanıp destek vermediğin arkandayız demediğin insanlardan mı?Uyan artık kan uykusundan bak ne diyor İtalyan Atatürk ün başına türban taktılar La Stampa. Ölüm zillet midir artık sana bunun yanında?Beyler bu vatana nasıl kıydınız?Günü gelir çark düzüne çevrilir, Günü gelir hesabınız görülür, Günü gelir hesabınız sorulur. Nazım HikmetHesap sorulacak sanır mısın ki sadece Akp lilerdir?
Hesabın büyüğünü senden soracak ey sen kan uykusundaki; bu ülke, bu ülkenin geleceği çocukları neredeydin sen bütün bunlar olurken diye. Ne diyeceksin o gün hava soğuktu kar yağacak dendi, provakasyon olacak itiş kakış olacak dendi mi diyeceksin eksi otuz derecede, karlar üstünde şehit düşen Mehmet e karşına dikildiğinde? Yarın çocuğun karşına dikildiğinde neredeydin anne, baba dediğinde çalışıyordum yazın tatile gidebilmek için kullanamadım iznimi mi diyeceksin? Ben korkuluktum mu diyeceksin nasıl bakacaksın yüzüne ey kan uykusundaki?
Asıl hötülük kötülüğe karşı durmamaktır..Bir çeşme başına bi testi koysalar,Kırk yıl anda dursa, dolası değil.Yunus EMREHer rüzgarda otlar gibi eğilip bükülürsen,Dağ bile olsan bir ota değmezsin.MevlanaAnla artık uyuyarak yapılamaz hiçbir şey ben kırk yıl bağırsam Sıhhiye de, Tandoğan da, Taksim’de, Kadıköy’de…o karşı darbe dönesi değil, sen dağ olduğunu farketmeden.
O meydanlar onbinlerle değil milyonlarla sayılmadıkça, sesini sesime katmadıkça. Ne bekliyorsun karısı erkek görünce kafasını halıların altına sokan Haşim Kılıç ın başkanlığındaki Anayasa Mahkemesi üyelerinden hala Sıhhiye deki bir avuç insana güvenip kafalarını taşın altına uzatmalarını mı? Şehidinin kanı daha kurumamış Yargıtay ın kan uykusundakilere güvenip tekrar şehadeti göze almasını mı bekliyorsun hala? Şimdi bana 14 nisan masalları mı anlatacaksın yoksa milyonları topladık da ne oldu diye? Ne mi oldu? Tüm dünya gücümüzü gördü, ordu, yargı yalnız olmadığını hissetti bugünün aksine. Hala 22 Temmuz mu diyeceksin bana? Peki ne yaptın 14 nisanla 22 temmuz arasında onu anlat bana.Yıllardır kandırılıp borçlandırılmış millete istikrar yalanları söylenirken, istikrar bozulursa yanarsın masalları anlatılırken ne yaptın? Meydanlardaydım ya yetmez mi mi diyeceksin. Bağırdım çağırdım bitti işim mi diyeceksin? Yada mitingler ters tepti, askerin müdahalesi akp ye yaradı masalına inacak kadar safım mı diyeceksin? Seni kan uykusundan uyanmaya sesini sesime, gücünü gücüme, emeğini emeğime katmaya ama önce burada olduğunu kanıtlamaya, bizim için çalışanlara yanındayız demeye çağırıyorum. Yoksa yine meydanlarda görünüp kaybolmaya değil kan uykusundan uyanmaya, çalışmaya parmağınla bile olsa taşın altına girmeye .Cesaretli olmak iyidir, çekingen olmak kötüdür. Çünkü yazgı,üstünde egemenlik kurmayı umanların bir cengaver gibi davranmasını ister.Em. Org. Osman PamukoğluÜlkenin yazgısı geriye döndü ve biz seyrettik, seyretmenin uyumanın zamanı geçeli yıllar oluyor zaman, son zaman şimdi; ya hemen, ya hiç. Cumartesi orada olmayanların verecek kabul edebileceğim bir cevabı yok.Artık tek cevap meydanlarda, derneklerde, STK larda, hatta partilerde olmakta.Tek özür, tek yol ve tek kurtuluş bu artık.Ve açsak, yorgunsak, Alkan içindeysek eğer (ve Mustafa Kemal üç kuruşluk İtlyan ın diline düştüyse eğer)Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak Kabahat senin,  demeğe de dilim varmıyor ama Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim.Nazım Hikmet Benim dilim varıyor maalesef vatan şairi ve eminim sen de görseydin eğer bugünleri, koca Gazi Kemal e türban giydirmişler cüretinin bir İtalyan a verildiğini görseydin eğer senin de dilin varırdı eminim. Orada olmayanlar olsam ne değişirdi diyenler; eğer orada onbinler değil en az beş milyon inanmış insan olsaydık 555K nın korkusunu üzerinden atamamış çakal sürüsünün eli varmazdı o paçavra tasarıya evet demeye . Ve olmadığımız için sadece internette yada facebook da boy göstermeyi yeterli bulan sen orada olmayan kabahatin hepsi sende !!Ey Vatan!Arkadaşlar Uykularından Uyansın,Uyuyarak Yaşanmaz.Karanlığı Güneş Boğar.Uyanın, Uyanın, Uyanın Artık Kan Uykusundan!!!!!!!!

TİYATRO KÖFTE.....

27 Mart Dunya Tiyatrolar gununde IBST HarbiyeMuhsin Ertugrul Sahnesi yikilma hazirligi yaparken,Kultur Bakanligi Ataturk Kultur Merkezini onarim bahanesiyle kapatma surecine girerken, Eminonu Halk Egitim Merkezi Sahne Sanatlari kapatilirken, İstanbul universitesi Ogrenci Kultur Merkezi kapatilirken ekteki fotograf artik Sahnelerimizin "ekmek arasi" kofte durumunu cok iyi anlatiyor.

Onundeki "POLIS" bariyer -korumasi da "nazarlik"... Tum Kultur ve sanat kurumlarimiz "mezarlik " olurken bu nazarlik cok anlamli...

4 Nisan 2008 Cuma

El Kadı'ya ŞOK!

03 Nisan 2008 Perşembe 17:15
Danıştay, Başbakan Erdoğan'ın da isminin karıştığı Yasin El Kadı'nın malvarlığının dondurulması davasında karar verdi.Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Suudi iş adamı Yasin El Kadı'nın ''karar düzeltme'' istemini reddetti. Kurul, El Kadı'nın tüm hak ve alacakları ile mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptaline ilişkin 10. Daire kararını esastan bozmuştu.
Yasin El Kadı, ''Terör örgütleri, kişi ve kuruluşların Türkiye'de bulunan bankalar ve diğer mali kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler nezdindeki kiralık kasa mevcutları da dahil olmak üzere tüm hak ve alacakları ile mal varlıklarının dondurulması ve bu mal varlıklarıyla ilgili her türlü işlemin Maliye Bakanlığının iznine bağlanması'' yönündeki 22 Aralık 2001 tarihli Bakanlar Kurulu kararının ''kendisine ilişkin kısmının'' iptali istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.
Danıştay 10. Dairesi, Suudi iş adamı Yasin El Kadı'nın tüm hak ve alacakları ile mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin 22 Aralık 2001 tarihli Bakanlar Kurulu kararının Yasin El Kadı'ya ilişkin bölümünü, ''hakim kararı olmaksızın davacının hak ve alacakları ile mal varlığının dondurulmasına karar verildiği'' gerekçesiyle iptal etmişti. Davalı Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı, Danıştay 10. Dairesi'nin bu kararını temyiz etmiş, temyiz istemlerini görüşen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ise 10. Dairenin kararını esastan bozmuştu. Davacı Yasin El Kadı, Kurul'un bozma kararına karşı ''karar düzeltme'' isteminde bulundu. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, ''karar düzeltme'' istemini reddetti. Bu karardan sonra dava dosyası 10. Daire'ye gidecek. Kurul kararı, bağlayıcı nitelik taşıyor. -NASCO NASREDDİN A.Ş İLE İLGİLİ KARAR- Kurul ayrıca, Nasco Nasreddin Holding A.Ş'nin, ''Terör örgütleri, kişi ve kuruluşların Türkiye'de bulunan bankalar ve diğer mali kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler nezdindeki kiralık kasa mevcutları da dahil olmak üzere tüm hak ve alacakları ile mal varlıklarının dondurulması ve bu mal varlıklarıyla ilgili her türlü işlemin Maliye Bakanlığının iznine bağlanması'' yönündeki 1 Ekim 2002 tarihli Bakanlar Kurulu kararının ''kendisine ilişkin kısmının'' iptali istemiyle açtığı davayla ilgili temyiz istemini de görüştü. Söz konusu davada, Danıştay 10. Dairesi, dava konusu işlemi iptal etmişti. Davalı Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı kararı temyiz ederek, bozulmasını istedi. Temyiz istemini görüşen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Daire'nin kararını bozdu.

VATAN HAİNİ

LUTFEN YÜKSEK SESLE DİNLEYİNİZ...

HATTA ÖYLE YÜKSEK OLMALI Kİ AŞAĞIDAKİLER YUKARDAKİLER DUYMALI...

NAZIM HİKMET VATAN HAİMLİĞİNE DEVAM EDİYOR HALA...

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

"Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar,

üç sütun üstüne,kapkara haykıran puntolarla,bir Ankara gazetesinde,

fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un66 santimetre karede gülüyor,

ağzı kulaklarında, Amerikan amirali

Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.

"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,

ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.

Vatan çiftliklerinizse,kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

vatan, mızraklı ilmühalse,

vatan, polis copuysa,ödeneklerinizse,

maaşlarınızsa vatan,vatan, Amerikan üsleri,

Amerikan bombası,

Amerikan donanması, topuysa,vatan,

kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,

ben vatan hainiyim.

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

ULUSALCI OLMAK, YURTSEVER OLMAK, CUMHURİTETTEN DEMOKRASIDEN BARIŞTAN VE İNSAN HAKLARINDAN YANA OLMAK VATAN HAİNLİĞİYSE EĞER..

BEN DE...

VATAN HAİNİYİM.. VE DEVAM EDECEĞİM...