Emekli Tümgeneral Osman Özbek, başını CHP'li Mehmet Tomanbay'ın çektiği, Demokratik Değişim Hareketi'ne bağlı Siyaset Akademisi'nce düzenlenen konferansta bir konuşma yaptı. Büyük Ortadoğu Projesi'nin en başta gelen hedefinin, Türkiye'de AKP'nin yeşertilmesi, iktidara getirilmesi, ikinci önemli maddesinin ise CHP'nin çökertilmesi olduğunu ileri süren Osman Özbek, "ABD, CHP'yi Irak'taki Baas Partisi gibi görüyor. Nasıl Baas'ı çökerttiler, CHP'yi de çökertebilirler diye düşünüyorlar" dedi. "AKP'nin temelleri, ABD'nin Yeşil Kuşak Projesi ve 12 Eylül'den geliyor" diyen Osman Özbek, AK Parti'nin kuruluşu ile ilgili şu çarpıcı anılarını anlattı: Şimdiki Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, benden vali aracılığıyla randevu istedi. Çünkü vermiyordum randevu. O zaman Melikgazi Belediye Başkanıydı. " Buyrun" dedim. "Ne istiyorsunuz"? 'Komutanım' dedi. Abdullah Gül, Refah Partisi'nden ayrılıyor, bir parti kuruyor ve Başbakan oluyor' Sene 1998. 'Seninle görüşmek istiyor. Sen, ben, Abdullah Gül, bir bağ evinde görüşme yapacağız' dedi. Ben de ona, bu gibi düşünceleri nereden çıkardığını sordum. Türkiye'de öyle bir şeyin olamayacağını söyledim. Çünkü daha 28 Şubat süreci devam ediyordu. Ben öyle deyince, 'Amerika kararını verdi' dedi. O sıralarda da Doğu Perinçek yazıyordu, Amerika kararını verdi. Tayyip Erdoğan Başbakan, Abdullah Gül Dışişleri Bakanı diye. Kimse ciddiye almıyordu. Ankara'ya tayin oldum. İçişleri Bakanlığı'ndan önemli bir bürokrat benden randevu istedi. Geldi.'Komutanım, yeni bir parti kuruluyor, ben de o partinin danışmanıyım. Beni Recep Tayyip Erdoğan gönderdi, Osman Paşam bana bir saatlik randevu versin diyor' dedi. Bu nereden çıktı şimdi dedim. Hani Abdullah Gül parti kuruyordu? ABDULLAH GÜL İKİNCİ ADAM 'Abdullah ikinci adam' dedi. 'Esas lider Erdoğan' dedi. 'Her şey planlandı' dedi. '57. Hükümet dağılacak. Tarihe karışacak. Sen bir saat ayır Recep Tayyip Erdoğan'a. Senin geleceğin için de hayırlı olur' dedi. O sıralar Erdoğan cezaevinden yeni çıkmıştı. İki ay sonra bir vali, rahmetli Oğuz Berberoğlu geldi.Erzurum'da beraberdik. 'Beni Recep Tayyip Erdoğan gönderdi. Osman Paşam bana bir saat randevu versin diyor' dedi. Ben iki ay önce de haber gönderdiğinde kabul etmedim dedim. 'Biliyorum dedi. Bir sürü de laf etmişsin. Hepsini biliyorlar'dedi. " Ben Erdoğan'ın başdanışmanıyım" dedi. 'Amerika her şeyi planladı' dedi. Amerika yıllar sonra kurulacak hükümeti planlıyor. İnsanlar bana gelip bunu söylüyor ben generalim. Bunları ben Erciyes Üniversitesi'nde bir panelde söyledim. Televizyona çıktım. Yalansa televizyona bağlansın dedim Özhaseki için. Ama bağlanamadı" Konuşmasında, PKK terörünün büyümesinden dolayı 12 Eylül yönetimi ve Turgut Özal'ı suçlayan Özbek, "12 Eylül'ün daha sonraki uygulamalarına tamamen karşıydım. Türkiye bu hale gelmişse, kesinlikle 12 Eylül'ü yapanların sorumluluğu vardır. PKK ile mücadele bile etmemiştir 12 Eylül yönetimi. Kenan Evren ile Turgut Özal'ın, özellikle PKK'ya karşı ihanete varan sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. Bunu daha önce de söyledim. Hatta tartıştık televizyon kanallarında Kenan Evren ile. Hatta 12 Eylül darbesi yapıldığında Amerikalıların "bizim oğlanlar yaptı" dediklerini biliyoruz. Şimdi de sivil oğlanların devri. Sivil oğlanlar Anayasa'yı Amerika'ya götürdüler ya. O zaman şapkalı bizim oğlanlardı, şimdi de takkeli bizim oğlanlar. Hiçbir fark yok yani" şeklinde konuştu. MİLLİYETÇİ YEDEK PARÇA "AKP'ye karşı laik cumhuriyetin korunması konusunda tüm partilerin dayanışma noktasında olması gerektiğini düşünürüm"diyen Emekli Tümgeneral Osman Özbek, "Ama MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ip atışı, 'Sen ey Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olsan da, okyanus ötesine kaçsan da seni oradan indirmek ve yargılamak bizim görevimizdir' diyen bir MHP'den, bir 'Milliyetçi Yedek Parça' doğdu. Bahçeli, 'Türkiye şimdiye kadar hiç bu kadar onursuz yönetilmemiştir. Abdullah Gül en başarısız Dışişleri Bakanıdır' demiştir. Ama cumhurbaşkanı seçimine gelinince, anlaşılmaz bir şekilde biz karışmayız demişlerdir. Sen sıfır başarılı bir Dışişleri Bakanı'nın Cumhurbaşkanı olmasına nasıl karşı çıkmazsın? MHP, laik cumhuriyeti savunmamıştır, MHP şu anda kuşkulu bir parti haline gelmiştir. Bu da liderinden dolayı olmuştur. Liderinin değişmesini, ben CHP'den daha çok istiyorum"ifadelerini kullandı. MHP önüne emekli subaylar derneği üyelerince siyah çelenk bırakılması olayına da değinen Özbek, "Siyah çelenk olayı da ayrı bir olaydır. MHP, kurmay Albay Alparslan Türkeş'in kurduğu bir partidir. 12 Eylül'den sonra partiyi ayağa kaldıran, Emekli Orgeneral Hüseyin Cevizoğlu'dur. Oraya siyah çelenk götüren arkadaşlarımız, o partiden böyle bir tutum beklemedikleri için bunu götürmüşlerdir. Onlarsa, bir çelenge bile tahammül edememişlerdir. Emekli subaylar, MHP'ye demokratik tepkilerini yansıtmak için yapmışlardır. Sen çıkıp onları çaya davet etsene. Sana yakışan bu değil midir?"diye konuştu. BÜYÜKANIT'I DA ELEŞTİRDİ Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu dahil, din adamlarının saç baş kapanmasının dinimizde şart olmadığını belirttiğini savunan Özbek,"Din adamları şart değil diyorsa, sen bu kızlarımızın başlarını niye kapattırıyorsun? Laik bir ülkede Anayasa dini gereklere göre değiştirilir mi? AKP, laik cumhuriyeti şaşırtmıştır"şeklinde ifadeler kullandı. Kuzey Irak'a gerçekleştirilen kara harekatının erken tamamlanması konusundaki tartışmalara da değinen Özbek, "Bana göre, hükümete çatıyor CHP Genel Başkanı Deniz Baykal. Sayın Genelkurmay Başkanı üzerine alındı. Bana göre alınmamalıydı. Bu havada gidilir miydi Irak'a? Gidince neler oldu bakın, birbirimize düştük. ABD Savunma Bakanı, operasyonla ilgili olarak Türkiye'ye mektup yazdı. Mektubun içeriği açıklanmadı. Kolu sakat olmasına rağmen kalktı geldi ültimatom vermeye. Bu ziyaret kabul edilmeyebilirdi. Randevu verilmeyebilirdi. Barzani Rice ile görüşmedi aynı günlerde. Barzani bile ABD'ye tepkisini koyabildi, biz koyamadık"dedi. Özbek, Jandarma Eski Genel Komutanı Eşref Bitlis'in uçağının düşmesinin suikast olup olmadığının sorulması üzerine de şu görüşleri dile getirdi: "Eşref Bitlis'in Genel Sekreteriydim. Eşref Bitlis'i ben yolcu ettim. Uçağı düşünce de ilk koşan ben oldum. Eşref Bitlis, Hakurk'ta, Zap'ta, 7-8 PKK kampında ABD'nin İncirlik üssünde askerlerine verdiği ilaç ve erzakın bulunmasından çok rahatsız oldu. Ben kamplardan alınıp getirilen bu malzemeleri gördüm onun makamında. Komutanımız bundan son derece rahatsızdı. ABD'lilerden ve İngilizlerden çok rahatsızdı. Çok büyük oyunlar oynanıyor. Herkesin bunun farkında olması gerekiyordu. Eşref Paşa düşürüldü demiyorum ama şüphelenmek lazım" OSMAN ÖZBEK KİMDİR? Emekli Tümgeneral Osman Özbek, 28 Şubat sürecinin önemli isimlerinden.Ordudan ayrıldıktan sonra siyasete giren Özbek Paşa, Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi'ni (CDP) kurdu. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde 'ulusalcı kanat'ın etkin isimlerinden Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden ve Yargıtay Cumhuriyet eski Başsavcısı Vural Savaş ile birlikte siyasete atıldı. Emekli Tümgeneral Osman Özbek, 28 Şubat sürecinde, Refah Partisi ve dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan hakkında yaptığı sert açıklamalarla gündeme gelmişti. Jandarma tarafından başlatılan ve sonu bazı siyasetçilerin Yüce Divan'da yargılanmasına varan 'Beyaz Enerji Operasyonu'nun kilit isimleri arasında yer aldı. Bülent Ecevit hükümetinin tepkisi üzerine Kayseri'ye atandığı için istifa edip emekliye ayrıldı. Ulusalcı görüşleri ile biliniyor..
4 Nisan 2008 Cuma
"AKP'Yİ ABD KURDURDU"
Emekli Tümgeneral Osman Özbek, başını CHP'li Mehmet Tomanbay'ın çektiği, Demokratik Değişim Hareketi'ne bağlı Siyaset Akademisi'nce düzenlenen konferansta bir konuşma yaptı. Büyük Ortadoğu Projesi'nin en başta gelen hedefinin, Türkiye'de AKP'nin yeşertilmesi, iktidara getirilmesi, ikinci önemli maddesinin ise CHP'nin çökertilmesi olduğunu ileri süren Osman Özbek, "ABD, CHP'yi Irak'taki Baas Partisi gibi görüyor. Nasıl Baas'ı çökerttiler, CHP'yi de çökertebilirler diye düşünüyorlar" dedi. "AKP'nin temelleri, ABD'nin Yeşil Kuşak Projesi ve 12 Eylül'den geliyor" diyen Osman Özbek, AK Parti'nin kuruluşu ile ilgili şu çarpıcı anılarını anlattı: Şimdiki Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, benden vali aracılığıyla randevu istedi. Çünkü vermiyordum randevu. O zaman Melikgazi Belediye Başkanıydı. " Buyrun" dedim. "Ne istiyorsunuz"? 'Komutanım' dedi. Abdullah Gül, Refah Partisi'nden ayrılıyor, bir parti kuruyor ve Başbakan oluyor' Sene 1998. 'Seninle görüşmek istiyor. Sen, ben, Abdullah Gül, bir bağ evinde görüşme yapacağız' dedi. Ben de ona, bu gibi düşünceleri nereden çıkardığını sordum. Türkiye'de öyle bir şeyin olamayacağını söyledim. Çünkü daha 28 Şubat süreci devam ediyordu. Ben öyle deyince, 'Amerika kararını verdi' dedi. O sıralarda da Doğu Perinçek yazıyordu, Amerika kararını verdi. Tayyip Erdoğan Başbakan, Abdullah Gül Dışişleri Bakanı diye. Kimse ciddiye almıyordu. Ankara'ya tayin oldum. İçişleri Bakanlığı'ndan önemli bir bürokrat benden randevu istedi. Geldi.'Komutanım, yeni bir parti kuruluyor, ben de o partinin danışmanıyım. Beni Recep Tayyip Erdoğan gönderdi, Osman Paşam bana bir saatlik randevu versin diyor' dedi. Bu nereden çıktı şimdi dedim. Hani Abdullah Gül parti kuruyordu? ABDULLAH GÜL İKİNCİ ADAM 'Abdullah ikinci adam' dedi. 'Esas lider Erdoğan' dedi. 'Her şey planlandı' dedi. '57. Hükümet dağılacak. Tarihe karışacak. Sen bir saat ayır Recep Tayyip Erdoğan'a. Senin geleceğin için de hayırlı olur' dedi. O sıralar Erdoğan cezaevinden yeni çıkmıştı. İki ay sonra bir vali, rahmetli Oğuz Berberoğlu geldi.Erzurum'da beraberdik. 'Beni Recep Tayyip Erdoğan gönderdi. Osman Paşam bana bir saat randevu versin diyor' dedi. Ben iki ay önce de haber gönderdiğinde kabul etmedim dedim. 'Biliyorum dedi. Bir sürü de laf etmişsin. Hepsini biliyorlar'dedi. " Ben Erdoğan'ın başdanışmanıyım" dedi. 'Amerika her şeyi planladı' dedi. Amerika yıllar sonra kurulacak hükümeti planlıyor. İnsanlar bana gelip bunu söylüyor ben generalim. Bunları ben Erciyes Üniversitesi'nde bir panelde söyledim. Televizyona çıktım. Yalansa televizyona bağlansın dedim Özhaseki için. Ama bağlanamadı" Konuşmasında, PKK terörünün büyümesinden dolayı 12 Eylül yönetimi ve Turgut Özal'ı suçlayan Özbek, "12 Eylül'ün daha sonraki uygulamalarına tamamen karşıydım. Türkiye bu hale gelmişse, kesinlikle 12 Eylül'ü yapanların sorumluluğu vardır. PKK ile mücadele bile etmemiştir 12 Eylül yönetimi. Kenan Evren ile Turgut Özal'ın, özellikle PKK'ya karşı ihanete varan sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. Bunu daha önce de söyledim. Hatta tartıştık televizyon kanallarında Kenan Evren ile. Hatta 12 Eylül darbesi yapıldığında Amerikalıların "bizim oğlanlar yaptı" dediklerini biliyoruz. Şimdi de sivil oğlanların devri. Sivil oğlanlar Anayasa'yı Amerika'ya götürdüler ya. O zaman şapkalı bizim oğlanlardı, şimdi de takkeli bizim oğlanlar. Hiçbir fark yok yani" şeklinde konuştu. MİLLİYETÇİ YEDEK PARÇA "AKP'ye karşı laik cumhuriyetin korunması konusunda tüm partilerin dayanışma noktasında olması gerektiğini düşünürüm"diyen Emekli Tümgeneral Osman Özbek, "Ama MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ip atışı, 'Sen ey Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olsan da, okyanus ötesine kaçsan da seni oradan indirmek ve yargılamak bizim görevimizdir' diyen bir MHP'den, bir 'Milliyetçi Yedek Parça' doğdu. Bahçeli, 'Türkiye şimdiye kadar hiç bu kadar onursuz yönetilmemiştir. Abdullah Gül en başarısız Dışişleri Bakanıdır' demiştir. Ama cumhurbaşkanı seçimine gelinince, anlaşılmaz bir şekilde biz karışmayız demişlerdir. Sen sıfır başarılı bir Dışişleri Bakanı'nın Cumhurbaşkanı olmasına nasıl karşı çıkmazsın? MHP, laik cumhuriyeti savunmamıştır, MHP şu anda kuşkulu bir parti haline gelmiştir. Bu da liderinden dolayı olmuştur. Liderinin değişmesini, ben CHP'den daha çok istiyorum"ifadelerini kullandı. MHP önüne emekli subaylar derneği üyelerince siyah çelenk bırakılması olayına da değinen Özbek, "Siyah çelenk olayı da ayrı bir olaydır. MHP, kurmay Albay Alparslan Türkeş'in kurduğu bir partidir. 12 Eylül'den sonra partiyi ayağa kaldıran, Emekli Orgeneral Hüseyin Cevizoğlu'dur. Oraya siyah çelenk götüren arkadaşlarımız, o partiden böyle bir tutum beklemedikleri için bunu götürmüşlerdir. Onlarsa, bir çelenge bile tahammül edememişlerdir. Emekli subaylar, MHP'ye demokratik tepkilerini yansıtmak için yapmışlardır. Sen çıkıp onları çaya davet etsene. Sana yakışan bu değil midir?"diye konuştu. BÜYÜKANIT'I DA ELEŞTİRDİ Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu dahil, din adamlarının saç baş kapanmasının dinimizde şart olmadığını belirttiğini savunan Özbek,"Din adamları şart değil diyorsa, sen bu kızlarımızın başlarını niye kapattırıyorsun? Laik bir ülkede Anayasa dini gereklere göre değiştirilir mi? AKP, laik cumhuriyeti şaşırtmıştır"şeklinde ifadeler kullandı. Kuzey Irak'a gerçekleştirilen kara harekatının erken tamamlanması konusundaki tartışmalara da değinen Özbek, "Bana göre, hükümete çatıyor CHP Genel Başkanı Deniz Baykal. Sayın Genelkurmay Başkanı üzerine alındı. Bana göre alınmamalıydı. Bu havada gidilir miydi Irak'a? Gidince neler oldu bakın, birbirimize düştük. ABD Savunma Bakanı, operasyonla ilgili olarak Türkiye'ye mektup yazdı. Mektubun içeriği açıklanmadı. Kolu sakat olmasına rağmen kalktı geldi ültimatom vermeye. Bu ziyaret kabul edilmeyebilirdi. Randevu verilmeyebilirdi. Barzani Rice ile görüşmedi aynı günlerde. Barzani bile ABD'ye tepkisini koyabildi, biz koyamadık"dedi. Özbek, Jandarma Eski Genel Komutanı Eşref Bitlis'in uçağının düşmesinin suikast olup olmadığının sorulması üzerine de şu görüşleri dile getirdi: "Eşref Bitlis'in Genel Sekreteriydim. Eşref Bitlis'i ben yolcu ettim. Uçağı düşünce de ilk koşan ben oldum. Eşref Bitlis, Hakurk'ta, Zap'ta, 7-8 PKK kampında ABD'nin İncirlik üssünde askerlerine verdiği ilaç ve erzakın bulunmasından çok rahatsız oldu. Ben kamplardan alınıp getirilen bu malzemeleri gördüm onun makamında. Komutanımız bundan son derece rahatsızdı. ABD'lilerden ve İngilizlerden çok rahatsızdı. Çok büyük oyunlar oynanıyor. Herkesin bunun farkında olması gerekiyordu. Eşref Paşa düşürüldü demiyorum ama şüphelenmek lazım" OSMAN ÖZBEK KİMDİR? Emekli Tümgeneral Osman Özbek, 28 Şubat sürecinin önemli isimlerinden.Ordudan ayrıldıktan sonra siyasete giren Özbek Paşa, Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi'ni (CDP) kurdu. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde 'ulusalcı kanat'ın etkin isimlerinden Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden ve Yargıtay Cumhuriyet eski Başsavcısı Vural Savaş ile birlikte siyasete atıldı. Emekli Tümgeneral Osman Özbek, 28 Şubat sürecinde, Refah Partisi ve dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan hakkında yaptığı sert açıklamalarla gündeme gelmişti. Jandarma tarafından başlatılan ve sonu bazı siyasetçilerin Yüce Divan'da yargılanmasına varan 'Beyaz Enerji Operasyonu'nun kilit isimleri arasında yer aldı. Bülent Ecevit hükümetinin tepkisi üzerine Kayseri'ye atandığı için istifa edip emekliye ayrıldı. Ulusalcı görüşleri ile biliniyor..
Bekle Bizi İstanbul
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünür düşünürüm
İstanbul
Bin bir direkli Haliç’inde akşamlar
Adalarında bahar Süleymaniye’nde güneş
Hey sen ne güzelsin ey kavgamızın şehri
İstanbul
Boşuna çekilmedi bunca acılar
Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle
Parklarınla köprülerinle meydanlarınla
Bekle bizi İstanbul
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyun koyuna yatan çocuklarınla bekle
Bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi
İstanbul
Haramilerin saltanatını yıkacağız
Bekle o günler gelsin, gelsin İstanbul
Sen bize layıksın bizde sana İstanbul
İstanbul
Boşuna çekilmedi bunca acılar
Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle
Parklarınla köprülerinle meydanlarınla
Bekle bizi İstanbul
Bekle bizi İstanbul
Söz:Vedat Türkali
3 Nisan 2008 Perşembe
BAHCELI VE MHP'NIN YAKIN OZGECMISI

Sayın Devlet Bahçeli, AKP'yi kapatma davası ile ilgili olarak Avrupa ve
Amerika'dan gelen feryatları şöyle değerlendirmiş:
"AB'nin AKP aleyhine açılan dava konusundaki sözde hassasiyeti, Türkiye'de demokrasinin güçlenmesi aşkından ziyade, her istediklerini yaptırdıkları bir taşeronu kaybetme telaşından kaynaklanmaktadır"
Altına aynen imzamı atıyorum. Bundan daha veciz değerlendirilemezdi.Ancak, Bahçeli, kendisinin de, iktidarda olduğa sırada ABD ve AB'nin
her istediklerini yapan bir taşeron gibi davrandığını unutmuş
(belki de bizim unuttuğumuzu sanmış) olabilir.
Bu davranışları için özeleştiri yapmadığı gibi, parti programı da
AB isteklerini yansıtmaktadır.Dolayısıyla yukardaki sözler, davranışları bağlamında bir anlam ifade etmemektedir.
Çünkü: "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz". Yani insanlar yaptıkları ile değerlendirilirler.
Balık hafızamızı tazeliyelim, hatırlayalım:
110 Aralık 1999 Türk Devleti'ni Tasfiye AnlaşmasıDSP-ANAP-MHP koalisyonu, 10 Aralık 1999 tarihinde "AB aday Üyelik Protokolü" ne imzayı bastı. Koalisyon böylece, Türk Devleti'nin tasfiye edilmesini kabul etti.Bu protokol ile :
AATürk Devleti'nin tasfiye edilmesi kabul edildiTürkiye 'aday adayı" ilan edildi ve metne "Kopenhag Kriterleri'nin eksiksiz yerine getirilmesi" şartı kondu
BBEnosis yolu açıldı"AB, Rum yönetimi ile tam üyelik görüşmeleri tamamladığında, Kıbrıs için hala çözüm bulunmamış ise, AB Konseyi, Rum Yönetimi'ni AB üyesi yapmaya karar verebilecek" ti.Böylece, DSP-ANAP-MHP koalisyonu, Türk Devleti'nin Londra ve Zürih Antlaşmaları ile sahip olduğu hakkından vazgeçiyordu. Bu antlaşmalara göre, Kıbrıs'ın iki toplumu, diğerinin ve garantör devletlerin onayı olmadan herhangi bir uluslararası kuruluşa giremiyordu. Koalisyon böylece, Enosis yolunu açtı, Rum kesimi tüm Kıbrıs'ı temsil edecek şekilde AB üyesi oldu.CC
Devlet Bahçeli "Ulusal Egemenlik" ten vaz geçtiğini açıklıyor"Avrupa'nın en eski ve en geniş kapsamlı bu kuruluşu..... Bir devlet, kendi egemenlik haklarının bir kısmından feragat ederek bu uluslararası topluluğun eşit hak sahibi bir üyesi olmaktadır" diyen Bahçeli, Helsinki'de attığı imza ile, "Ulusal Egemenlik" ten vaz geçtiğini açıklıyor.
23 Ağustos 2002 4771 sayılı Uyum yasası :
Anadilde Öğrenim Hakkı ve İdamın KaldırılmasıBahçeli, "anadilde öğrenim" maddesine MHP'nin katılmayacağını açıkladı.Yasa teklifi 25 Temmuz'da TBMM'ye sunuldu, 2 günde 7 komisyondan kolayca geçti, MHP Genel Kurul'da da engelleyici girişimde bulunmadı. 3 Ağustos'ta yasalaşıp Resmi Gazete'de yayınlandı.MHP, bu yasayı Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. Ancak bunun bir göz boyama olduğu belli idi. Çünkü MHP, itirazı 20 gün gecikme ile yapmış ve zamanında itiraz edilmediği için Anayasa Mahkemesi itirazı incelememişti.
33 Kasım 2002 MHP Seçim BeyannamesiBu yasanın yürürlüğe girmesinden 3 ay sonra, MHP, bu yasaları görmezden gelerek, seçim beyannamesine AB'ye girme arzusunu yazmaktan çekinmedi."Türkiye tam üyelik konusundaki kararlılığını net bir şekilde AB'ne ve uluslararası kamuoyuna ilan etmiştir" (Sayfa 10)"Avrupa ile siyasi ve ekonomik bütünleşme ve AB üyeliği hedefinin gerçekleşmesi için....bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da.... kararlı davranılmasını hedefliyoruz." (Sayfa 12)"MHP, Türkiye'nin temel siyasi hedeflerinden biri olan AB üyeliğini desteklemektedir" (Sayfa 91)
4Çekiç Güç görev süresinin uzatılmasıBahçeli'nin talimatı üzerine MHP milletvekilleri, DSPve ANAP milletvekilleri ile birlikte, Kürt Devleti kurması için Çekiç Güç'ün görev süresini uzatıyorlar
9 Haziran 199926 Aralık 1999 bir daha28 Haziran 2000 bir daha17 Aralık 2000 bir daha27 Haziran 2001 bir daha25 Aralık 2001 bir daha18 Haziran 2002 bir daha
Evet, tam 7 defa ABD'ye Kürt Devleti kurması için izin veriyor
MHP + DSP + ANAP milletvekilleri..17 Aralık 2000 MHP Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu
TBMM'de konuşuyor,Bakın Çakmakoğlu milletimizi nasıl aldatıyor,
Çekiç Güç için nasıl oy istiyor, 5 sene önce söylediklerinin tam aksini nasıl çekinmeden söylüyor:
"Kuzeyden Keşif Harekatı'nın tabi olduğu ilkelerin başında Irak'ın siyasi birlik ve toprak bütünlüğünün muhafazasının yer aldığının, tekrar tekrar altını çizmek istiyorum.Harekata katılan ülkeler, PKK'nın kanlı bir terör örgütü olduğu hususunda, bizimle aynı görüşü paylaşmaktadırlar.....Bu şekilde harekata katılan ülkelerin, özellikle ABD'nin, uluslararası alanda ülkemizden yana, açık ve kuvvetli tavır aldıkları da, bu sebebe dayalı olarak görülmektedir.MHP'li bakan, PKK'yı eğiten ve besleyen ABD ordusu sanki PKK ile mücadele ediyormuş gibi göstermektedir."
5İkiz ihanet sözleşmelerinin imzalanmasıBahçeli'nin Başbakan Yardımcısı olduğu hükümet, 15 Ağustos 2000 tarihinde halklara ayrılma ve ayrı devlet kurma hakkı veren "İkiz Sözleşmeler"i hükümet adına imzalaması için, Birleşmiş Milletler Daimi Delegesi Volkan Vural'a talimat veriyor ve anlaşma imzalanıyor.
6Enis Öksüz'ün istifasıTelekom'un özelleştirilmesine direnen ve Kemal Derviş'e, IMF'ye rest çeken Bakan Enis Öksüz'ü istifa etmeye zorlayan Bahçeli, Telekom'un yabancılara devredilmesinin önünü açtı.
7Sadi Somuncuoğlu olayıAvrupa Birliği karşıtı görüşlere sahip olan Sadi Somuncuoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı, Devlet Bahçeli'nin talimatı ile zorbalıkla engellendi. Bazı MHP milletvekilleri, Somuncuoğlu'nun Meclis'e girmesini engelledi, kavga çıktı. Olay karakola aksetti. MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin, Somuncuoğlu'nun MHP'den istifa etmesini istedi. Bahçeli'nin isteği üzerine Ecevit, Somuncuoğlu'nu bakanlıktan azletti. Devlet Bahçeli'nin bu cansiperane mücadelesi sonucunda Avrupa Birliği karşıtı Somuncuoğlu yerine Avrupa Birliği taraftarı Necdet Sezer Cumhurbaşkanı oldu.
8Karen Fogg olayıTürkiye aleyhinde casusluk yaptığı e-posta yazışmaları ile sabit olan Karen Fogg hakkında Devlet bahçeli şöyle dedi:"Karen Fogg'Un mesajlarının İP Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından açıklanması, Türkiye'nin AB üyeliğini engellemeye yönelik dış kaynaklı bir provokasyondur"
92007 MHP Seçim Bildirgesi:"ABD ile uzun bir geçmişe dayanan geleneksel... ilişkilerimizin... siyasi, güvenlik ve ekonomik bıyutlarıyla gerçek anlamda bir stratejik ortaklığa dönüştürülmesi, ortak hedefimiz olmalıdır."
10MHP Parti Programı
http://www.mhp.org.tr/dokumanlar/kitap/program2000.pdf
MHP programı'nda Avrupa Birliği ile ilişkilerMilliyetçi Hareket Partisi, devlet politikası mahiyeti kazanmış olan Avrupa Birliğine tam üyeliği ilke olarak benimsemekte....
Özelleştirme maddesi
7.6. ÖZELLEŞTİRME : * Devletin aslî hizmetlerinde etkinlik Özelleştirme ile devletin ekonomiye doğrudan müdahalesinin sınırlandırılması, verimliliğin arttırılması, ekonomide rekabet ortamının tesisi, kamu maliyesi üzerindeki yükün hafifletilerek Devletin aslî görevlerinin daha etkin bir şekilde yerine getirilmesi ve sermayenin tabana yayılması amaçlanmaktadır
Tarımda devletin küçültülmesi
* Tarım sektöründeki işletme, kuruluş ve kooperatiflere ilişkin yapısal düzenlemeler : Tarım sektöründe faaliyet gösteren KİT’ler, zaman içinde faaliyet alanları sınırlandırılarak gerekli hâllerde müdahale görevini üstlenen kuruluşlar hâline getirilecek, tarım satış kooperatiflerinin rasyonel çalışmaları sağlanacaktır.
* Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi
Devletin fonksiyonları yeniden tanımlanarak mahallî idareler ve özelleştirme reformları birlikte ele alınacak, merkezî idare tarafından yürütülmesi zorunlu olan adalet, güvenlik, savunma gibi hizmetlerin dışında kalanların yerel yönetimlere devri sağlanacaktır.
Amerika'dan gelen feryatları şöyle değerlendirmiş:
"AB'nin AKP aleyhine açılan dava konusundaki sözde hassasiyeti, Türkiye'de demokrasinin güçlenmesi aşkından ziyade, her istediklerini yaptırdıkları bir taşeronu kaybetme telaşından kaynaklanmaktadır"
Altına aynen imzamı atıyorum. Bundan daha veciz değerlendirilemezdi.Ancak, Bahçeli, kendisinin de, iktidarda olduğa sırada ABD ve AB'nin
her istediklerini yapan bir taşeron gibi davrandığını unutmuş
(belki de bizim unuttuğumuzu sanmış) olabilir.
Bu davranışları için özeleştiri yapmadığı gibi, parti programı da
AB isteklerini yansıtmaktadır.Dolayısıyla yukardaki sözler, davranışları bağlamında bir anlam ifade etmemektedir.
Çünkü: "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz". Yani insanlar yaptıkları ile değerlendirilirler.
Balık hafızamızı tazeliyelim, hatırlayalım:
110 Aralık 1999 Türk Devleti'ni Tasfiye AnlaşmasıDSP-ANAP-MHP koalisyonu, 10 Aralık 1999 tarihinde "AB aday Üyelik Protokolü" ne imzayı bastı. Koalisyon böylece, Türk Devleti'nin tasfiye edilmesini kabul etti.Bu protokol ile :
AATürk Devleti'nin tasfiye edilmesi kabul edildiTürkiye 'aday adayı" ilan edildi ve metne "Kopenhag Kriterleri'nin eksiksiz yerine getirilmesi" şartı kondu
BBEnosis yolu açıldı"AB, Rum yönetimi ile tam üyelik görüşmeleri tamamladığında, Kıbrıs için hala çözüm bulunmamış ise, AB Konseyi, Rum Yönetimi'ni AB üyesi yapmaya karar verebilecek" ti.Böylece, DSP-ANAP-MHP koalisyonu, Türk Devleti'nin Londra ve Zürih Antlaşmaları ile sahip olduğu hakkından vazgeçiyordu. Bu antlaşmalara göre, Kıbrıs'ın iki toplumu, diğerinin ve garantör devletlerin onayı olmadan herhangi bir uluslararası kuruluşa giremiyordu. Koalisyon böylece, Enosis yolunu açtı, Rum kesimi tüm Kıbrıs'ı temsil edecek şekilde AB üyesi oldu.CC
Devlet Bahçeli "Ulusal Egemenlik" ten vaz geçtiğini açıklıyor"Avrupa'nın en eski ve en geniş kapsamlı bu kuruluşu..... Bir devlet, kendi egemenlik haklarının bir kısmından feragat ederek bu uluslararası topluluğun eşit hak sahibi bir üyesi olmaktadır" diyen Bahçeli, Helsinki'de attığı imza ile, "Ulusal Egemenlik" ten vaz geçtiğini açıklıyor.
23 Ağustos 2002 4771 sayılı Uyum yasası :
Anadilde Öğrenim Hakkı ve İdamın KaldırılmasıBahçeli, "anadilde öğrenim" maddesine MHP'nin katılmayacağını açıkladı.Yasa teklifi 25 Temmuz'da TBMM'ye sunuldu, 2 günde 7 komisyondan kolayca geçti, MHP Genel Kurul'da da engelleyici girişimde bulunmadı. 3 Ağustos'ta yasalaşıp Resmi Gazete'de yayınlandı.MHP, bu yasayı Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. Ancak bunun bir göz boyama olduğu belli idi. Çünkü MHP, itirazı 20 gün gecikme ile yapmış ve zamanında itiraz edilmediği için Anayasa Mahkemesi itirazı incelememişti.
33 Kasım 2002 MHP Seçim BeyannamesiBu yasanın yürürlüğe girmesinden 3 ay sonra, MHP, bu yasaları görmezden gelerek, seçim beyannamesine AB'ye girme arzusunu yazmaktan çekinmedi."Türkiye tam üyelik konusundaki kararlılığını net bir şekilde AB'ne ve uluslararası kamuoyuna ilan etmiştir" (Sayfa 10)"Avrupa ile siyasi ve ekonomik bütünleşme ve AB üyeliği hedefinin gerçekleşmesi için....bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da.... kararlı davranılmasını hedefliyoruz." (Sayfa 12)"MHP, Türkiye'nin temel siyasi hedeflerinden biri olan AB üyeliğini desteklemektedir" (Sayfa 91)
4Çekiç Güç görev süresinin uzatılmasıBahçeli'nin talimatı üzerine MHP milletvekilleri, DSPve ANAP milletvekilleri ile birlikte, Kürt Devleti kurması için Çekiç Güç'ün görev süresini uzatıyorlar
9 Haziran 199926 Aralık 1999 bir daha28 Haziran 2000 bir daha17 Aralık 2000 bir daha27 Haziran 2001 bir daha25 Aralık 2001 bir daha18 Haziran 2002 bir daha
Evet, tam 7 defa ABD'ye Kürt Devleti kurması için izin veriyor
MHP + DSP + ANAP milletvekilleri..17 Aralık 2000 MHP Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu
TBMM'de konuşuyor,Bakın Çakmakoğlu milletimizi nasıl aldatıyor,
Çekiç Güç için nasıl oy istiyor, 5 sene önce söylediklerinin tam aksini nasıl çekinmeden söylüyor:
"Kuzeyden Keşif Harekatı'nın tabi olduğu ilkelerin başında Irak'ın siyasi birlik ve toprak bütünlüğünün muhafazasının yer aldığının, tekrar tekrar altını çizmek istiyorum.Harekata katılan ülkeler, PKK'nın kanlı bir terör örgütü olduğu hususunda, bizimle aynı görüşü paylaşmaktadırlar.....Bu şekilde harekata katılan ülkelerin, özellikle ABD'nin, uluslararası alanda ülkemizden yana, açık ve kuvvetli tavır aldıkları da, bu sebebe dayalı olarak görülmektedir.MHP'li bakan, PKK'yı eğiten ve besleyen ABD ordusu sanki PKK ile mücadele ediyormuş gibi göstermektedir."
5İkiz ihanet sözleşmelerinin imzalanmasıBahçeli'nin Başbakan Yardımcısı olduğu hükümet, 15 Ağustos 2000 tarihinde halklara ayrılma ve ayrı devlet kurma hakkı veren "İkiz Sözleşmeler"i hükümet adına imzalaması için, Birleşmiş Milletler Daimi Delegesi Volkan Vural'a talimat veriyor ve anlaşma imzalanıyor.
6Enis Öksüz'ün istifasıTelekom'un özelleştirilmesine direnen ve Kemal Derviş'e, IMF'ye rest çeken Bakan Enis Öksüz'ü istifa etmeye zorlayan Bahçeli, Telekom'un yabancılara devredilmesinin önünü açtı.
7Sadi Somuncuoğlu olayıAvrupa Birliği karşıtı görüşlere sahip olan Sadi Somuncuoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı, Devlet Bahçeli'nin talimatı ile zorbalıkla engellendi. Bazı MHP milletvekilleri, Somuncuoğlu'nun Meclis'e girmesini engelledi, kavga çıktı. Olay karakola aksetti. MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin, Somuncuoğlu'nun MHP'den istifa etmesini istedi. Bahçeli'nin isteği üzerine Ecevit, Somuncuoğlu'nu bakanlıktan azletti. Devlet Bahçeli'nin bu cansiperane mücadelesi sonucunda Avrupa Birliği karşıtı Somuncuoğlu yerine Avrupa Birliği taraftarı Necdet Sezer Cumhurbaşkanı oldu.
8Karen Fogg olayıTürkiye aleyhinde casusluk yaptığı e-posta yazışmaları ile sabit olan Karen Fogg hakkında Devlet bahçeli şöyle dedi:"Karen Fogg'Un mesajlarının İP Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından açıklanması, Türkiye'nin AB üyeliğini engellemeye yönelik dış kaynaklı bir provokasyondur"
92007 MHP Seçim Bildirgesi:"ABD ile uzun bir geçmişe dayanan geleneksel... ilişkilerimizin... siyasi, güvenlik ve ekonomik bıyutlarıyla gerçek anlamda bir stratejik ortaklığa dönüştürülmesi, ortak hedefimiz olmalıdır."
10MHP Parti Programı
http://www.mhp.org.tr/dokumanlar/kitap/program2000.pdf
MHP programı'nda Avrupa Birliği ile ilişkilerMilliyetçi Hareket Partisi, devlet politikası mahiyeti kazanmış olan Avrupa Birliğine tam üyeliği ilke olarak benimsemekte....
Özelleştirme maddesi
7.6. ÖZELLEŞTİRME : * Devletin aslî hizmetlerinde etkinlik Özelleştirme ile devletin ekonomiye doğrudan müdahalesinin sınırlandırılması, verimliliğin arttırılması, ekonomide rekabet ortamının tesisi, kamu maliyesi üzerindeki yükün hafifletilerek Devletin aslî görevlerinin daha etkin bir şekilde yerine getirilmesi ve sermayenin tabana yayılması amaçlanmaktadır
Tarımda devletin küçültülmesi
* Tarım sektöründeki işletme, kuruluş ve kooperatiflere ilişkin yapısal düzenlemeler : Tarım sektöründe faaliyet gösteren KİT’ler, zaman içinde faaliyet alanları sınırlandırılarak gerekli hâllerde müdahale görevini üstlenen kuruluşlar hâline getirilecek, tarım satış kooperatiflerinin rasyonel çalışmaları sağlanacaktır.
* Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi
Devletin fonksiyonları yeniden tanımlanarak mahallî idareler ve özelleştirme reformları birlikte ele alınacak, merkezî idare tarafından yürütülmesi zorunlu olan adalet, güvenlik, savunma gibi hizmetlerin dışında kalanların yerel yönetimlere devri sağlanacaktır.
TRT'de FETHULLAH RUZGARI ESIYOR
Kurumda birçok program Fethullah Gülen'e yakın isimler tarafından hazırlanıyor.AKP iktidarının sesi haline gelen TRT'de birçok program dinci basın kurumlarında görev yapan ve Fethullah Gülen cemaatine yakın isimler tarafından hazırlanıp sunuluyor.
Programcılar arasında, Fethullah Gülen 'in şiirlerini ve metinlerini seslendirenlerin yanı sıra daha önce Samanyolu ve Kanal 7 gibi televizyonlarda görev yapan isimler de yer alıyor.
AKP iktidarının hazırladığı yasa tasarı'yla yapısını baştan sona değiştirmeyi planladığı TRT'de, programların içeriği ve sunucuları da hızla değişiyor. Bu programlardan bazıları ve sunucuları şöyle:
Enine Boyuna:
TRT-1'de Cuma günleri 23.05'te yayımlanan programı Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı Yöneticisi Dr. İbrahim Kalın sunuyor. Kalın aynı zamanda Zaman ve Today's Zaman gazetelerinde yazıyor.
Sen-Siz Olmaz/ Olur mu?
Çarşamba günleri 21.55'te TRT 1'de canlı olarak ekrana gelen programda bir dönem polis akademisi dekan yardımcılığı görevini yürüten Dr. Önder Aytaç , konuklarla sohbet ediyor. Aytaç, Polis Akademisi'nden 4 öğretim üyesi ile birlikte hazırladığı Türkiye Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim adlı raporla tepki çekmişti.
Ezber Bozan:
Daha önce Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde köşe yazan Tamer Korkmaz tarafından hazırlanan program, salı günleri TRT 1'de saat 22.55'te yayımlanıyor.
Felsefe Konuşmaları:
Programda Prof. Dr. Teoman Duralı belirlenen bir konu üzerinde konuşuyor. Teoman Duralı'nın yazıları Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinde yayımlanıyor.
Rengâhenk:
İlker Gültekin tarafından hazırlanan program TRT-2'de hafta içi her gün saat 20.30'da yayımlanıyor. Gültekin, Fethullah Gülen'in yazdığı metinleri seslendiriyor.
Gündeme Dair:
TRT-1'de pazartesi günleri saat 13.30'da yayımlanıyor. Gazeteci Emre Aköz ve AKP'li Özlem Türköne 'nin eşi Mümtazer Türköne tarafından sunuluyor.
Şenlik Var:
Program daha önce Samanyolu TV'de Maceracı adlı programı hazırlayan Murat Yeni tarafından sunuluyor.
Bedirhan Gökçe ile Gecenin Kıyısında:
Çarşamba günleri TRT 1'de yayımlanan programı, daha önce Kanal 7'de
program yapan Bedirhan Gökçe sunuyor. Gökçe, Fethullah Gülen'in şiirlerini de seslendiriyor.
Program daha önce Samanyolu TV'de Maceracı adlı programı hazırlayan Murat Yeni tarafından sunuluyor.
Bedirhan Gökçe ile Gecenin Kıyısında:
Çarşamba günleri TRT 1'de yayımlanan programı, daha önce Kanal 7'de
program yapan Bedirhan Gökçe sunuyor. Gökçe, Fethullah Gülen'in şiirlerini de seslendiriyor.
2 Nisan 2008 Çarşamba
Fetullah Gülen Kimdir?
"Ermeni olan dedesinin Pasinlerli İbrahim Bey'in hizmetkarlığını yaptığı yıllarda, Rus işgali sırasındaki Ermeni ayaklanmasında İbrahim Bey ve ailesi Ermeni hizmetkarlarının tasallutuna uğrayınca, İbrahim Bey hizmetkarını ve onun ailesinin bir bölümünü öldürür.Ardından, intihar eder. Olaydan sağ kurtulan Fethullah Gülen'in babası, 18-19 yaşlarındayken, İspir'e gelir ve yerleşir.
FETHULLAH GÜLEN: Müslüman adı alır ve bir Türk kızı ile evlenir. Gülen'in babasının, 'Öyle bir evlat yetiştiriyorum ki, bunları kendi dinleri ile vuracak' dediği de rivayet olunur." ( E.M.H., 2 Haziran 1999)
Cumhuriyet'ten Deniz Som, 16 Haziran 1999 tarihli "Vaziyet"te, okuyuculardan Veli Yıldırım'ın ağzından şu bilgileri aktarıyor: "ABD'de, Türkiye'deki 'Sızıntı' Dergisi'nin karşılığı olan 'The Fountain' isimli bir dergi var.
Bunu, Washington'daki Truestar şirketi yayımlıyor, editörlerinden ikisinin isimleri, Washington Katolik Üniversitesi'nden Cizvit papazı Sidney Griffith ve Abdülaziz Sachedina. Bunlardan Griffith, bir ara Gülen'i New Jersey'de ziyaret etmiş.
Sachedina ise Tanzanya'da doğmuş; Hindistan, İran ve Kanada'da okumuş; Şiilik davasına hizmet için uzun yıllar ABD, Kanada, Ürdün, Pakistan ve Afrika-Avrupa ülkelerinde dersler vermiş; halen de Virginia Üniversitesi'nde profesör olarak görev yapan bir kişi.
Sachedina, mesaisinin bir bölümünü ABD'deki Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nde (CSIS) 'din, politika ve insan hakları uzmanı' olarak çalışmaya ayırmış; aynı zamanda, 'Mehdilik' konusunda uzman kabul ediliyor ve bu konudaki konferanslarıyla da tanınıyor.
1962'de Georgetown Üniversitesi bünyesinde kurulan CSIS, dünyanın muhtelif ülkeleri ve bölgeleri üzerinde politik-ekonomik araştırmalar yapıyor ve hazırladığı senaryoları ABD yönetimine ve şirketlerine sunuyor. CSIS'in Orta Doğu Masası'ndaki yöneticilerden bir olan Edward R.M.Kane Kahire, Bağdat, Beyrut, Tripoli, Dakar ve Ankara'da CIA görevlisi olarak da çalışmış. Dolayısıyla, CSIS ile CIA arasından bağlantı kurmak mümkün." Som, Yıldırım'ın bilgilerini aktardıktan sonra, şu yorumu yapıyor:
"The Fountain'ın son sayısında 'The Restoration of Balance' (Dengenin Onarımı) başlıklı bir yazı var; yazarı, M.Fethullah Gülen. Yöneticisi olarak İsa Saraç'ın, murahhas aza olarak Cherly Pearson'ın ve genel koordinatör olarak Mustafa K.Sungur'un göründüğü derginin yazı kadrosunda, kimliği açıkça belirtilmemiş bir isim daha bulunuyor:
M.F.Şahin. Bilindiği gibi, Fethullah Gülen, bazı yazılarında Abdülfettah Şahin adını da kullanıyor. Türkiye'de de satılan The Fountain, Internet ortamında da mevcut ve 'İslamiyette yeni bir ses' olarak Gülen'in görüşleri veriliyor. Fethullah Gülen ABD'de 'tedavi oluyormuş' diyorlar, 'entegrasyon tamamlanınca' dönecektir."
Gülen'in, "Sahabe efendilerimize cinnet derecesinde sevgisi vardı" şeklinde tanımladığı babası Ramiz, çocuklarına, Sahabelerle hiç ilgisi olmayan isimler vermiştir: Fethullah, Sıbgatullah ve Mesih.
Gülen'in babasının, oğullarından birine, samimi Müslüman ailelerde rastlanmayan ve ama Yehova Şahitleri'nin propaganda yayınlarında sık sık kullanılan "Mesih" adını vermiş olması dikkat çekicidir. (Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibince hazırlanan Fethullah Gülen Raporu, s.18'e atfen, Star Gazetesi, 14 Haziran 1999)
... Nedendir bilinmez, Fethullah Gülen babasının Alvar Köyü'nden ayrılması ile ilgili olarak "Küçük Dünyam" kitabında hiç bir açıklamada bulunmamaktadır. Oysa bu, son derece ciddi ve açıklama gerektiren bir konudur. Gülen'in suskunluğu akla, "neleri ve niçin gizlediği" sorusunu getirmektedir. (Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibince hazırlanan Fethullah Gülen Raporu, s.20'ye atfen, Star Gazetesi, 14 Haziran 1999)
Cumhuriyet'ten Deniz Som, 22 Haziran 1999 tarihli "Vaziyet"te, okuyuculardan Veli Yıldırım'ın ağzından şu bilgileri aktarıyor: "Türkiye'deki 'Sızıntı' Dergisi'nin ABD'deki karşılığı olan 'The Fountain'ın üst yönetiminde görevli kişilerden biri de İslam-Hıristiyan ilişkileri ve Orta Doğu konularında uzman olan İbrahim M.Abu Rabi. Rabi aynı zamanda, Hartford Üniversitesi'nde 'Mcdonal Center for the Study of Islam and Christians'da görev yapıyor...
Said-i Nursi'nin talebesi olduğu söylenen Vatikan Dinler Arası Enstitüsü'nden Kardinal Thomas Michel ve ABD'deki Georgetown Üniversitesi'nden Barbaba Stowasser, İstanbul'a geldiklerinde Fethullahçıların konuğu olmuşlar.
Gülen'in, Vatikan'da Papa'yı ziyareti sırasında açıkladığı, Şanlı Urfa'da üç dini bir araya getirecek bir okul açma düşüncesinin de ABD'de hazırlanan planlar doğrultusunda değerlendirilmesi gerekiyor. Kurtuluş Savaşı'nda İstanbul'da faaliyet gösteren Misyonerler ile İslamcılar'ın işbirliği incelenirse, günümüzdeki senaryolar daha iyi anlaşılacaktır."
MUSTAFA KEMAL NE GÜZEL SÖYLEMİŞ...

"Kendilerine bir milletin talihi bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar.
Bu adamlar düsünmelidirler ki, bir memleketi zabt ve isgal etmek o memleketin sahiplerine hakim olmak için kafi degildir.
Bir milletin ruhu zabtolunmadıkca, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkca, o millete hakim olmanın imkanı yoktur. Halbuki asırların getirdiği bir milli ruha, hicbir kuvvet mukavemet edemez."
"Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir.Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir."
Bu adamlar düsünmelidirler ki, bir memleketi zabt ve isgal etmek o memleketin sahiplerine hakim olmak için kafi degildir.
Bir milletin ruhu zabtolunmadıkca, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkca, o millete hakim olmanın imkanı yoktur. Halbuki asırların getirdiği bir milli ruha, hicbir kuvvet mukavemet edemez."
"Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir.Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir."
1924, M.KEMAL ATATÜRK
"Afedersin Mata Hari!.."
Bir yargıç; yargıladığı kişinin, özgürlüğünü kısıtlayan cezalar verebilir:" Sanığın 10 yıl hapsine..."
" Sanığın 20 yıl hapsine..."
" Sanığın 30 yıl hapsine..."
" Sanığın müebbed hapsine..."
Dahası bir yargıç; yargıladığı kişinin,
yaşama hakkını elinden alan cezalar da verebilir:
"İdam cezasının, asılarak infazına..." gibi...
Peki bir yargıç;
"İdamını izleyen 90 yıl boyunca da cezalandırılması na..."
şeklinde bir karar verebilir mi?..
Ya da idam kararı; mahkumun ölümünden sonraki
90 yıl boyunca da cezalandırılması nı birlikte getirebilir mi?
Evet; bir zanlı, idam edilerek infazından sonraki
90 yıl boyunca da cezalandırılabilir! ..
*****************************************
Dedem O'nu, dünyanın en büyük hainlerinden biri olarak tanıdı.
en büyük hainlerinden biri olduğuna inanarak yaşadı,
en büyük hainlerinden biri olduğuna inanarak öldü...
Babam O'nu, dünyanın en büyük hainlerinden biri olarak bildi.
hıyaneti hakkında yazılmış romanlar okudu,
hıyaneti üzerine çevrilmiş siyah beyaz filmler izledi,
hıyanet söz konusu olunca; onun adını kullanarak örnekler verdi
ahir ömründe onlarca, belki yüzlerce kez.
Ben de dedem ve babam gibi,
Onun en büyük hainlerden biri olduğuna inanarak,
oğluma da, onun en büyük hainlerden biri olduğunu anlatarak.
50 küsur yıllık bir ömrü ardımda bıraktım.
Bizim ailede olduğu gibi, bütün dünyada da,
dört nesil veya 90 yıl boyunca
`hain' olarak bilinen Hollandalı Margaretha Geetruide Zelle,
15 Ekim 1917 tarihinde, kurşuna dizilerek idam edilmişti.
Ancak dünya bu kadını; `Mata Hari' adıyla tanıyordu. *
Mata Hari'nin aslında bir hain olmadığını,
İşlemediği bir suç nedeniyle yargılanıp, idama makum edildiğini,
Öldürülmesinden 90 yıl sonra, okuduğum bir köşe yazısından**
tesadüfen öğrendim. (Bu yazıyı okumayanlar, Mata Hari'yi
hain olarak bilmeye ve anlatmaya devam edecekler elbette)
Mata Hari'nin aklanışını, köşe yazısından özetle aktarayım;
"1985 yılında Fransız Savunma Bakanlığı'na ait bir binada ilginç bir olay yaşandı. Olay tam yeriyle, Paris'teki Vincennes Şatosu'ndaki Ordu Tarihi Servisi'nin bir odasında geçiyordu.Odada dönemin Savunma Bakanı Charles Hernu, Russel Warren adlı bir yazar ve bazı görevliler bulunuyordu.Görevliler odadaki kasayı açıp bir dosya çıkardılar.Dosyanın üzerinde ağır bir mühür vardı.Charles Hernu, çevresindeki yetkililere baktı ve "Açıyorum" dedi. Mühür kırılıp dosya açıldı. Görevlilerden biri zabıt tuttu.İçindeki evrak yığını, ortaya kondu.Herkes merakla evrakın üzerine eğildi.İçlerinden biri, "Vay canına" dedi.
. . .
O gün açılan dosyada, bütün dünyanın Mata Hari diye tanıdığı Margaretha Geertruida Zelle adlı dansözün casusluk yaptığı iddalarıyla ilgili belgeler bulunuyordu.
. . .Bu belgeleri, Fransız Gizli Servisi'nin o dönemdeki başkanı Yüzbaşı Georges Ladoux hazırlamıştı. Tarih 1917'ydi. Birinci Dünya Savaşı henüz bitmemişti. Yüzbaşı Ladoux, dava sürecini tamamlatmış, mahkeme Mata Hari'yi idama mahkûm etmişti. Mata Hari, bir sabah gün doğarken idam mangasının karşısına çıkarılmış ve dünyanın tanıdığı bu en müthiş kadın casus, kurşuna dizilerek öldürülmüştü. Yüzbaşı Ladoux infazdan sonra davayla ilgili bütün evrakı toplamış, bir dosyaya koydurmuş ve dosyayı ağır bir mühürle kapatmıştı. Dosya aynı gün Vincennes Şatosu'nda ordunun gizli servisine ait bir odadaki sandığa konmuştu. Kasa dikkatle kapatılırken bakanlık kayıtlarına da şu karar düşülmüştü. Dosya, 2017 yılından önce açılmayacaktı. Yani bir kadının hayatına mal olan davanın dosyalarına bir yüzyıl boyunca kimse bakamayacaktı .
. . .
1985 yılında Fransa'da sosyalistler iktidardaydı. Russel Warren adlı bir biyografi yazarı, Savunma Bakanı Charles Hernu'yu ikna etti. Kasa, 2017 yılından 32 yıl önce açıldı. İçindeki dosyalara bakıldığında şu anlaşıldı. Mata Hari casusluk yapmamıştı...Dosyanın incelenmesi bittiğinde Savunma Bakanlığı'nın bir görevlisi şunu söyleyecekti:"Galiba kadın boşu boşuna idam edilmiş." ***"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
